Ondokuz Mayıs Üniversitesi - İletişim Fakültesi - Uygulama Gazetesi -

Fotoğrafa adanan bir ömür

Fotoğrafa adanan bir ömür
  • 15.04.2015
  • 389 kez okundu

İletişim Fakültesi Fotoğraf Stüdyosu’nun kurulumunda büyük destek veren Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Koştumoğlu’nu hazır yakalamışken bir söyleşi yapmadan ve fotoğraf konusundaki görüşlerini daha ayrıntılı öğrenmeden edemedik…

Dijital teknoloji hakkında önemli bir bilgi birikiminiz var, bu birikimi nasıl sağladınız?

Benim çağım dijital çağın başlangıç zamanıydı. Üniversiteye başladığım zaman fotoğrafçılık alanında bir bölüm yoktu. Ben de Anadolu Üniversitesi’nde başka bir bölüm okuyarak üniversite eğitimimi tamamladım. Şu anda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olan Yılmaz Büyükerşen o dönemde üniversitemizin rektörüydü. Onunla çalıştım. İnanılmaz derecede yeniliklere açık bir insandı. Onun sayesinde merak duygumun geliştiğini söyleyebilirim. Eğitim ve uygulama merakla olur. Dijital teknolojiye yönelmemde bunlar etkili oldu.

“Uygun Kullanılırsa Teknoloji İyidir”

Sizce teknolojinin gündelik hayatımızda çok fazla zamanımızı alıyor oluşu insanlığa zarar veriyor mu?

Teknolojinin iyi ve kötü yanları var. Uygun kullanılırsa teknoloji her zaman iyidir, bu kişinin seçimidir. Fakat kabul etmek zorundayız ki biz ülke olarak teknolojinin tüketici tarafındayız.

Bildiğimiz kadarıyla bir fotoğraf makinesi koleksiyonunuz var. Böyle bir koleksiyonun oluşması maliyetli bir uğraş değil mi?

Ben 40 yıldan beri fotoğraf makinesi biriktiriyorum, şu anda 78 makinem var. Bazıları denk geliyor, bazılarını ise bilinçli olarak alıyorum. Tabii ki bilinçli olarak aldıklarım pahalı oluyor, ama ucuzluk pazarlarında bir sürü eski makine var ve gayet uygun fiyatlarda.

 İyi Fotoğraf Teknik Bilgiyi Gözle Buluşturmayı Başarınca Ortaya Çıkar

Sizce fotoğraf çekerken önemli olan göz mü yoksa teknik bilgi mi?

Fotoğrafı makine çekiyor. Asıl önemli olan sizin gözünüze cazip geleni çekebilmektir. Her sanatta olduğu gibi önce kopyalama yapacaksınız. Başkalarının çektiği fotoğrafların aynılarını çekeceksiniz, bir süre sonra özgünleşeceksiniz ve makineyi kurcalamaya, öğrenmeye başlayacaksınız. Teknik bilgileri elde etmek önemli bir kavramdır, fakat teknik bilgiyi gözle buluşturabilmek gerekmektedir. İşte o zaman iyi fotoğraf ortaya çıkar.

Hangi tarzda fotoğraf çekmeyi seviyorsunuz? Takip ettiğiniz fotoğrafçı var mı?

Portre tarzı fotoğraf çekmeyi daha çok seviyorum. Ama gezi ve şehir fotoğrafları çekmeyi de severim. Orhan Aktürk, Tahir Ün, Sabit Kalfagil, Özer Kandıroğlu ve Serdar Bilgili takip ettiğim fotoğrafçılardan. Ayrıca Cem Boyner de iyi fotoğrafçıdır.

Gelelim haber fotoğrafı konusuna. Sizce haber fotoğrafında estetik önemli midir?

Haber fotoğrafında anı yakalamak önemlidir. Estetik ise haber fotoğrafının kaymağıdır. Ama artık anı yakalamaktan ziyade manipüle edilmiş fotoğraflar artmaya başladı. Mesela Irak Savaşı’nda önemli bir fotoğraf karesi olan petrole bulanmış kuşların, sonradan yalan olduğu ortaya çıktı. Haber fotoğrafçılığı bambaşka bir şey.

Manipüle edilmiş fotoğraflar hakkında konuşmuşken, fotoğrafta photoshop kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Photoshop ilk çıktığında kırpma, renk düzeltme için kullanılıyordu. 20 yılda müthiş derecede yol kat etti. En aşağı 30 kere güncelleme yapıldı bu program üzerinde. Şu anki photosop programına baktığımızda ise fotoğrafçılar bunun sadece yüzde 10’unu kullanıyor, yüzde 90’ını ise grafikerler ve matbaacılar kullanıyor. Ben aslında fotoğrafta photoshop kullanmaya karşıyım. Önemli olan fotoğrafın salt halini yakalayabilmek.

“Görselin Dağıtımı Onu Kopya Haline Dönüştürüyor”

Peki sizce günümüz şartlarında bir fotoğrafın dağıtılması, çoğaltılması o fotoğrafın biricikliğini elinden alır mı?

Tabii ki. Çünkü fotoğraf çoğaltılmadığı zaman özgünlüğünü korur. Görselin dağıtımı, onun biricikliğini elinden alıp bir kopya haline gelmesine neden olur.

Son olarak mesleki gelişim anlamında iletişim fakültelerinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu olaya fakülte veya bölüm bazında bakmak yanlış olur. Yani hangi fakültede olduğunuz değil, sizin kendinize ne kattığınız önemlidir. 4 yıl boyunca bu fakültede okuyup, bittiğinde iş bulma kaygısına giriyorsanız eksik kalmış olursunuz. Bana göre iletişim fakültesi mezunu biri en az iki dil bilmek zorunda. Şu an fakülteniz Çarşamba’da olabilir. Ama kullandığınız bilgisayar laboratuvarında MAC bilgisayarlar var, son teknolojinin kullanıldığı bir fotoğraf stüdyosu kuruldu. Bunları değerlendirmek önemli olan.

Etiketler: / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ