Ondokuz Mayıs Üniversitesi - İletişim Fakültesi - Uygulama Gazetesi -

Anadolu’nun kelamı: Yaşar Kemal

Anadolu’nun kelamı: Yaşar Kemal
  • 15.04.2015
  • 516 kez okundu

Geride bıraktığımız Mart ayında hayata gözlerini yuman Türk edebiyatımızın 90 yıllık Çınar’ı Yaşar Kemal’i bu sayımızda anmak, anlamak, anlatmak istedik. 2011 yılında yayımladığı “Orhan Pamuk – Yaşar Kemal (Zamansız Bir Karşılaşma)” adlı araştırma kitabıyla Yaşar Kemal’e dair ender rastlanılabilecek bilgileri okuyucularına sunan, bununla birlikte başka birçok değerli edebiyatçılarımıza ait kıyıda bucakta kalmış bilgileri kitaplaştıran, Türkiye’nin en fazla okunan kültür-sanat dergilerinden OT Dergisi’nde “Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir” köşesinin sahibi Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Öğr. Gör. Sıddık Akbayır ve OMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şaban Sağlık ile Yaşar Kemal hakkında konuştuk.

Koca Çınar’ın Ardından

Pek çok insan Yaşar Kemal’in ağır hayat şartları içerisinde yetiştiğini üstünkörü bilmesine rağmen yaşadığı trajilerden tam anlamıyla haberdar değil. Bu yüzden ilk olarak Yaşar Kemal’in çocukluğu, ilk gençliği, gençliği ve trajedileri hakkında kısa bilgiler verebilir misiniz diyerek söze başlamak istiyorum.

S.A. : Yaşar Kemal; “yetimlik”, “kekemelik” ve “tek gözlülük” trajedisini bir yara olarak romanlarına taşıyan “güneyli” bir “esmer”dir. Yoksulluğu bütün yüzleriyle tanıyan, içinde hep “eksik bir baba”yla büyüyen talihsiz (!) bir çocuktur. Yaşar Kemal’de baba; “çocukluğun evinde sönen bir lamba”dır. Henüz beş yaşındayken babasının gözlerinin önünde öldürülüşüne tanık olur. Babası, oğlu gibi sevip koruduğu biri tarafından vurulur. O anda dili tutulur ve on iki yaşına dek konuşamaz. Bu nedenle, on iki yaşına dek tahtaya hiç kalkmaz. Yaşar Kemal’de anne; hep özlenen bir uzaklıktır. Güney’de her şey, “töre”nin kurallarıyla işler. Dul kalan anne Nigâr Hanım, Kemal’in amcası Tahir Bey’le evlenir. Yaşar Kemal tragedyasında yeni bir sayfa daha açılır.

Ş.S. : Türkçede “alaylı” diye bir tabir kullanılır. Bu tabir daha çok bilgi ve birikimini kitaplardan ve okuldan çok “hayat”tan ve tecrübelerinden; hatta yaşadığı trajik olaylardan öğrenen anlamında kullanılır. Bence Yaşar Kemal tipik bir alaylıdır. Hatta Nazım Hikmet’in Sabahattin Ali’nin bir roman kahramanı (Kuyucaklı Yusuf) için kullandığı “topraktan öğrenen, kitapsız bilendir” tanımlaması bence Yaşar Kemal için de geçerlidir. Gerçi Yaşar Kemal aynı zamanda çok iyi bir kitap okurudur.

Anadolu’nun Söz Bekçisi, Türkiye’nin Romancısı

Halk arasında söylenegelmiş yahut sizin Yaşar Kemal’e yaraşacağını düşündüğünüz Yaşar Kemal’i en iyi özetleyen sıfat ve betimlemeler nelerdir?

S.A. : Türkiye Dağı Efsanesi, Anadolu’nun Söz Bekçisi, Bizim Âşık Kemal, Türkçenin Tezenesi, Doğuya Açılan Toros Kederi, Türkçeye Söz Veren Usta.

Ş.S. : Bence Yaşar Kemal’e, “Türkiye’nin Homeros’u” dense yeridir. 2000’lerde İngiltere’de yayınlanan bir dergide Türkiye’de iki romancıdan söz edilir. Her iki romancı için de “Türkiye’nin romancısı” tabiri kullanılır. “Bunlardan biri Türkiye’yi şehir bağlamında anlatan Orhan Pamuk; diğeri de Türkiye’yi köy ve taşra bağlamında anlatan Yaşar Kemal’dir” şeklinde de bir açıklama yer almaktadır. Ben de bu açıklamaya katılıyorum ve Yaşar Kemal için “Türkiye’nin romancısı” tabirini de uygun görüyorum.

Yaşar Kemal’in yazmaya başlama gerekçesi nedir?

S.A. : Yaşar Kemal, “içindeki manevi doluluğu boşaltmak” için yazar. Daha ergenlik çağında Dadaloğlu, Karacaoğlan gibi türküler, şiirler söylemeye, öyküler yazmaya başlamış yoksul bir köylü çocuğudur. Adı Âşık Kemal’e çıkar. 18 yaşında James Joyce’un Ullyes’ini devirir. İlk şiirini 16 yaşında, ilk öyküsünü 23 yaşında yazar. 21 yaşında askerliğini yaparken 44 öykü yazar. Yaşar Kemal eski bir alışkanlığı sürdürür, yani “mahpushane voltası” atar. Mutlu olabilmesi için her gün birkaç dostuyla sohbet etmesi gerektiğini düşünür.

Peki Yaşar Kemal, Türk diline neler kazandırmıştır?

Ş.S. : Yaşar Kemal’in Türkçe’nin saklı gücünü oluşturan folklor konusundaki çalışmaları ve zengin arşivi, Türkçeye çok şey katmıştır. Özellikle memleketinin (Osmaniye ve Çukurova’nın) masalları, destanları, deyimleri, atasözleri, ninnileri, türküleri, ağıtları vs. konusunda yaptığı derlemeler ve çalışmalar Türkçe açısından son derece önemlidir. Ayrıca usta romancı derlediği bütün bu dil malzemelerini oldukça güçlü imge ve metaforlar biçiminde romanlarında kullanmıştır. Bu konuda onun özellikle “Sarı Defterdekiler” adlı kitabını herkese öneririm.

Akademik ortamın Yaşar Kemal’e bakışı hakkında ne düşünüyor ve akademik ortamın Yaşar Kemal hakkında yaptığı çalışmaları yeterli buluyor musunuz?

Ş.S. : Yaşar Kemal’le ilgili 3 doktora, 1 yüksek lisans, 27 lisans tezi hazırlanmıştır. Birçok üniversite tarafından ‘fahri doktora’ unvanıyla onurlandırılır. Ancak, bütün bu yapılanlar, bence Yaşar Kemal için yeterli değildir. Adına bir enstitü kurulmalı ve ünlü romancının bütün eserleri ve projeleri araştırılmalıdır.

“Yaşar Kemal Dinleyen Değil, Anlatandır”

Sayın Akbayır, Yaşar Kemal’le yüz yüze görüşmüş birisi olarak onun kişilik özelliklerinden, beden dilinden, inceliklerinden ve magazinel ayrıntılarından bahseder misiniz biraz da?

S.A. : Yaşar Kemal’in beden dili; yürekli, duygulu, sevecen, berrak bir insan olduğunu söyler. Tam da “bizim oraların adamı” dedirtecek kadar içtendir. Görüntüsü Kadir Savun’la Erol Taş arasında bir yerdedir. Anadolu doğallığı vardır Yaşar Kemal’de. Yüksek sesle, kavga edercesine konuşur. Bulunduğu her yerde varlığını hissettirir. Dinleyen değil, anlatandır. Her ortamda, her insanla konuşabilecek zengin bir dünyası vardır. Dobra ve tezcanlıdır. Tam bir türkü tutkunudur. Tercihi, daha çok Çukurova yöresidir. Her zaman şıktır. Giysileri terzi elinden çıkar. Genel tercihi, ceket içerisine bisiklet yaka kazaktır. Bütün fotoğraflarında, aynı giysiler varmış gibi bir izlenim uyandırır. Sadece toplantılarda kravat takar. Tam bir ayakkabı düşkünüdür. Çok yürüdüğü için ayakkabıyı önemser. Galatasaray taraftarıdır. Görüntüsüne rakı daha çok yakışabilecekken tercihini viskiden yana kullanır. İçkiyi 1995’te, sigarayı 1997’de bırakır.

Pek çok insanın merakını kurcaladığını düşündüğüm bir soruyu yöneltmek istiyorum sizlere. Yaşar Kemal’in Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki düşünceleri nelerdir?

S.A. : Yaşar Kemal’in Atatürk’le ilgili sözleri, zaman zaman tartışma yaratsa da “Mustafa Kemal, her zaman dimdik ayaktadır ve sonuna dek de ayakta kalacaktır” der. Şu sözler, Yaşar Kemal’in Atatürk’e bakışını özetleyecek niteliktedir: “Mustafa Kemal Türkiye’yi yalnız esaretten kurtarmadı. Mustafa Kemal Türkiye’nin kültürünü ve dilini de kurtardı. Parasıyla Türk Dil Kurumu (TDK) kurdu. Kenan Evren’i Türk halkı kıyamete kadar unutmayacak. Türkiye’nin o devrinin alnında bir leke olarak kalacak. Bu adam Mustafa Kemal Paşa’nın parasıyla kurduğu TDK’nın mülkiyetini aldı, başka bir yere verdi.”

Kitabınızı incelerken rastladığım bir anekdot beni bir hayli şaşırtmış ve ilgimi çekmişti. Benim gibi, pek çok insanın da ilk kez öğreneceğini sanıyorum bu bilgiyi. O da şu ki; Yaşar Kemal’in Abdullah Gül’ün babası ile olan dostluğu. Okuyucularımız içinde kısaca anlatır mısınız söz konusu dostluğun oluşum evresini?

S.A. : Yaşar Kemal, 1944’te askere gider. Askerliği sırasında edebî çalışmalarını sürdürür. 23 yaşındayken “Pis Hikâye”yi yazar. Askerliğini yaptığı Kayseri Asker Hastanesi’nde, uzun süre dostluk ettiği Mehmet Ali Aybar’la tanışır. Aybar da o sırada askerliğini yapmaktadır. Aybar, arkadaşı olan hastane başhekimi Dr. Albay Yusuf Balkan’la görüşerek Yaşar Kemal’in Talas’taki bir hastaneye gönderilmesini sağlar. Yaşar Kemal, bomboş olan bu hastanede günlerini yine okuma yazmayla geçirir. Orada tanıştığı üniversite öğrencisi iki kardeş kendisine kitap sağlama konusunda epeyce yardımcı olurlar. İki yıllık askerliği 1946’da biter. Yaşar Kemal, Abdullah Gül’ün babası Hamdi Bey’le Kayseri’de askerliğini yaparken tanışır.

Gazeteci Yönüyle Yaşar Kemal

Bir gazeteci adayı olarak sormadan edemeyeceğim bir soruya geldi sıra. Yaşar Kemal’in gazeteciliği ve röportaj yazarlığının detaylarından bahseder misiniz? (Fakülteye bir daha adım atamazdım bu soruyu sormadan)

Ş.S. : Yaşar Kemal, usta bir romancı olmasının dışında, özellikle “aydın” kimliği ile de tanınır. Aydın kimliği de daha çok onu özellikle bölgesinde saygın bir “kanaat önderi” haline getirmiştir. Bu özelliği sebebiyle usta romancı bilhassa yabancı gazetecilerin mülakat yaptığı kişi olmuştur. Sık sık kendisine Türkiye’nin sorunları konusunda sorular yöneltilmiş, o da bu sorulara hem cevaplar vermiş hem de sorunlar konusunda gazete ve dergilerde yazılar yazmıştır. Yaşar Kemal bütün bu faaliyetlerini yürütürken sağlam bir kaynak olarak yaptığı derleme ve röportajları kullanmıştır. Bu konuda belirli bir gazete ve dergiyle kendini sınırlamamış, çok sayıda yerli ve yabancı yayın organında adını duyurmuştur.

S.A. : Yaşar Kemal alaylıdır.1951-1963 arasında, ekmek parası için gazetecilik yapar. Cumhuriyet gazetesi için röportajlar hazırlar. Yaşar Kemal, köşe yazarlığını, roman yazmaya engel bir uğraş olarak gördüğü için hiç düşünmez.

Bilindiği üzere Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk Nobel ödülü için karşı karşıya gelmiş ve ödül Orhan Pamuk’a layık görülmüştü. Türk halkı ise Nobel’in bir Türk yazara verildiğine sevinmek bir yana dursun ödülün Yaşar Kemal’e verilmemesinden dolayı hoşnutsuzdu. Bununla alakalı sormak istediğim soru şu ki; Türk halkı niçin Yaşar Kemal’i Orhan Pamuk’tan daha çok seviyor ve içselleştiriyor?

Ş.S. : Ünlü Türk düşünürü Ziya Gökalp, Türk halkının büyük şahsiyetleri sevme sebebi olarak “Dili dilime uyan, dini dinime uyan” ilkesinden söz eder. Ünlü romancı bence bu ilkeye uygun biridir. Şöyle ki; Yaşar Kemal özellikle çokça bağlı olduğu yerel ve folklorik değerler sebebiyle her zaman halkının yanında ve hatta onlarla iç içe olmuştur. “Halk gibi görünmek”, hatta “halktan biri gibi görünmek” gibi sebepler yüzünden, halk onu daima kendinden biri olarak görmüş ve sevmiştir. Oysa Orhan Pamuk –tabii yetiştiği aile ortamı sebebiyle- tipik bir Nişantaşılıdır ve kendisi bunu ön plana almasa da, bir üst sınıf insanı ya da bir “beyaz Türk” görünümündedir. Bu yüzden de halk ile arasında belirli bir mesafe olmuştur. Ayrıca çocukluğu ve hayat hikâyesi Yaşar Kemal’i hep “garibanın biri”, “yetim”, “kekeme”, “üvey baba elinde büyüyen garip”, “çocuk yaşta sakat kalma” (bir gözünü çocuklukta kaybetmiştir) gibi özellikler, ünlü romancının her zaman çile çeken Anadolu insanı olarak görülmesine sebep olmuştur. Şüphesiz halk onu bu yüzden de kendine yakın görüp sevmiştir.

Niçin Yaşar Kemal Okumalıyız?

Son sorum, üstün özveri neticesinde ilk sayısını çıkaracağımız gazetemizin hedef kitlesinin büyük çoğunluğunu oluşturacak genç arkadaşlarım adına geliyor. Niçin Yaşar Kemal okumalıyız?

Ş.S. : Bir aydının “aydın” kimliği kolay oluşmaz. Kişi, özellikle yerel olandan yola çıkmalı, daha sonra ulusal olana terfi etmeli. En son da “evrensel” olana yükselmelidir. Yaşar Kemal bu konuda en tipik örnektir. O, işe kendi bölgesiyle başlamıştır. Bu onu “yerel” değerlere bağlılık konusunda gündeme getirmiştir. Ünlü romancı, yavaş yavaş yerellikten ulusallığa yükselmiş. Bu da onu Türkiye’nin romancısı (aydını) yapmıştır. Yaşar Kemal yolculuğunu bununla da sınırlamamış, son olarak neredeyse bütün dünyada tanınır olmuştur. Sık sık Nobel’e aday gösterilmesi ve romanlarının pek çok yabancı dile çevrilmesi bunun kanıtı değil midir? Bu yönüyle bir “model” olan Yaşar Kemal, kendisinden sonra gelen kuşaklarca tanınmalı ve örnek alınmalıdır. İşte bu yüzden gençler Yaşar Kemal’i okumalıdır.

Yaşar Kemal kimdir?

1923 yılının Ekim ayında Adana’nın Hemite köyünde filizlenir Çukurova’nın göreceği en ulu çınar olacak olan Yaşar Kemal. Yoksulluğu bütün suretleriyle tanıdığı, bir hayli talihsizliğe maruz kaldığı bir çocukluk evresi geçirir. Henüz dört yaşındayken bir kaza sonucu sağ gözünü kaybeder ve bu olaydan bir sene sonra beş yaşındayken babasının gözlerinin önünde öldürülüşüne tanık olur. Babasının ölümüne tanık olduğu esnada dili tutulan Yaşar Kemal, 12 yaşına dek konuşamaz. Köylerinde okul olmadığından ilkokula 9 yaşındayken, köyüne bir saat uzaklıktaki Burhanlı köyünde başlar. Gençliği, ağıt toplamak için halkın arasında geçer. Anadolu’yu kasaba kasaba, İstanbul’u ev ev bilir Yaşar Kemal. Deyimi yerindeyse tam bir kitap kurdudur aynı zamanda, kendisinin “yazmaya mecbur bir insan” olduğunu düşündüğü için yazar. Yazım hayatına şiir ile başlayan Kemal, ilk yayımlanan şiirini 16 yaşında, ilk öyküsünü ise 23 yaşında kaleme alır. 1951-1963 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışır. 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek 40’tan fazla dile çevrilerek çoktan dünya klasikleri arasındaki yerini almış olan İnce Memed’i yayımlar.

Yaşar Kemal ki bir dalın kırılışını, bir menekşenin çiçek açışını sayfalarca anlatabilecek koca bir çınar, nasıl anlatılır ki? İnsanın, doğanın, çiçeğin, böceğin “Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır” yakarışındaki yıkılmayan aksine bu “of”ların bu “ah” edişlerin yankılanmasını görev bilip sırtına yükleyerek daha da haşmetlenen; halka, doğaya zulüm edenlerin yüzüne sözlerini kaya misali çarpan, öfkesi damarına dar gelen ezilenlerin ümidi, yıkılmayan bir dağ idi Yaşar Kemal. Bu topraklarda vuku bulmuş ve bulacak olan tüm halkların sözü ve kalemiydi. Anadolu’nun sinesinde yaşamış, yaşadığımız ülkenin realitesini seneler önce duyumsamış ve yazdıklarıyla halkımızın bu gerçekliği özümsemesi için uğraş vermiş, ömrünü buna adamıştı.

Yaşar Kemal’in hangi eserini elinize alırsanız alın, halk diliyle ve herkesin anlayabileceği, yalın fakat olağanüstü akıcı bir üslupla yazılmış olduğunu görecek, kendinizi hem kitaptan ayıramayacak, hem de adeta bitmesinden ürkercesine sindire sindire okumaya özen göstereceğiniz muhakkaktır. Zulümle beslenen köhnemiş düzene çocuk yaşlarında başkaldıran, yaşamı boyunca ezilenlerin, hakları çiğnenenlerin ve kendi söylemiyle, “Halka kim zulüm ediyorsa, etmişse, halkımı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım” diyerek iyilik ve kötülüğün savaşımında iyiliğin saflarından bir an olsun ayrılmamış; çeşitli yıllarda birçok kez yargılanıp mahkûm edilerek yıldırılmaya, pasivize edilmeye çalışılmış olsa da son nefesine kadar bu uğurda gözüpek savaşmaya devam etmiş yiğit bir münevverdi o.

Yaşar Kemal bize kuşu, ağacı, dağları, taşlarıyla Anadolu’yu sevmeyi öğretti. İnsanı ve emeği öğretti. Bu cihana, bu ülkeye çok şey söyledi. Aramızda gezindi, dinledi bizi, çok direndi. Zaman gelince artık o güzel atına bindi ve gitti. 90 yıl önce bir fidanken girdi yüreğimize ve ulu bir çınar olarak kavuştu sadık yarine. Yeri dolmayacak koskocaman bir oyuk açıldı içimize.

Etiketler: / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ