Ondokuz Mayıs Üniversitesi - İletişim Fakültesi - Uygulama Gazetesi -

Akan: “Öğrencilik dünyanın en keyifli mesleği”

Akan: “Öğrencilik dünyanın en keyifli mesleği”
  • 15.06.2015
  • 648 kez okundu

“Öğrencilik dünyanın en keyifli mesleğidir” diyen Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Akan ile öğrencilik yıllarından gazetecilik anılarına, günümüz gazetecilik anlayışı hakkındaki görüşlerinden İletişim Fakültesi öğrencilerine yönelik tavsiyelerine kadar pek çok konu hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 

Eğitim hayatınız hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?

İlkokulu ve ortaokulu Manisa’da, liseyi Ankara Fen Lisesi’nde, üniversiteyi Ankara Tıp Fakültesi’nde okudum, ihtisası ise Ankara Üniversitesi’nde yaptım. Formal eğitim hayatım 1990’da ihtisas eğitimi ile bitti. Fakat uzman olduktan sonra kendi alanımda eğitim ve öğrenim tabi ki devam etti

Öğrencilik yıllarınıza dönersek o yıllarınızı nasıl hatırlıyorsunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?

Tıp Fakültesi’nde okurken edebiyata ve diğer sosyal alanlara meraklı bir öğrenciydim. O dönemlerde fotokopi makineleri yoktu. Ortaklaşa bir teksir makinesi almıştık. O teksir makinesinde teksir kitapları bastık. Bastığımız kitaplardan biri de İsmet Özel’in o yıllarda piyasada olmayan “Geceleyin Bir Koşu” kitabıydı. Yine aynı dönemde Sezai Karakoç’un “Mona Rosa”sını bastık. Bunlar 100-110 civarında basılıyordu. Hatta biraz havalı olsun diye numaratörle hepsine numara basıyorduk. Kapaklarını genellikle matbaada yaptırıyorduk, fakat iç baskısı tamamen teksir oluyordu. Bunun gibi teksir adını verdiğimiz yayınlarımız oldu. Ayrıca 1979 Ocak ayında Mavera Edebiyat Dergisi’nde bir yazım yayınlandı. Öğrencilik döneminde Türkiye’nin önemli şair, yazar, edebiyatçı ve entelektüellerle sık sık görüşme, sohbet etme imkânları bulmuştum.

Edebiyat ve gazetecilikle geçen öğrencilik yılları

Peki hocam Türk Edebiyatı’nın önemli isimleri ile bir arada geçen öğrencilik yılları sizin akademik bakış açınıza neler kattı?

Zihinsel tavrımın oluşmasında mutlaka etkileri olmuştur. Bunlardan biri “tek taraflı bakmamak.” Yani bir olaya farklı açılardan bakabilmek. Birçok insanın kalıpları vardır. Bir olay olur, ardından kişi bu olayı belli bir kalıba koyar, o kalıp içinde açıklar ve rahatlar. Ama ben genelde olaya muarızları şeklinde bakarım. Muhtemelen o yılların bana kazandırdığı bir özellik bu. Ayrıca giyim, tip, unvan, makam değil de sizin ağzınızdan çıkan söz önemliydi o yıllarda. Biz daha öğrenciyken, ünlü olmuş bir edebiyatçı bizim söylediğimiz bir sözü ciddiye alır ve onun üzerinden konuşma devam edebilirdi. Orada şunu kazandım: “Eğer hiçbir sansüre ya da tarafgirliğe mağlup olmadan söylemek istediğinizi saf, zihinsel bir üretimle söylüyorsanız, onun bir değeri vardır.” Bu, bana alanım olan Radyoloji’de bir filme bakarken, filmin her tarafına bakmayı öğretti. Film böbrek taşı diye çekildiyse sadece böbreğe bakmadım. Ayrıntıları görmeye çalıştım.

Hocam, Ankara Rüzgârlı Sokak desek, size neleri hatırlatır?

 Herhangi bir gruba ve fikri akıma angaje olmamış Zaman Gazetesi’nin ilk 1 yılını hatırlatır. Rüzgârlı Sokak’ta “Bir gazete çıkarmayı düşünüyoruz. Bir kaç arkadaşını da al gel, çıkaralım mı çıkarmayalım mı diye tartışacağız” şeklinde bir toplantıya davet edilmiştim. Toplantı sonrasında çıkarılmasına karar verildi. Ben de “hayırlı olsun” dileklerimi ilettim ve tam oradan ayrılıyordum ki, “Sen de bir ucundan tutacaksın” dediler bana. Asistan olarak görev yaptığımı ve yoğun olduğumu söyledim. Ama sonunda karar verdik ve sağlık sayfaları hazırlamaya başladım. Bir de “Doktorunuz” başlıklı bir köşe oluşturdum. Daha sonra kültür-sanat sayfasında kitap değerlendirmeleri yaptım.

O günlere ait unutamadığınız bir anı var mı?

Gazetenin ikinci veya üçüncü günüydü. Gazeteye gittim, Fehmi Koru dedi ki, “Yarın Sağlık Bakanı’nı manşet yapacağız, haberi sen yaz.” Akşam yazıp, yarın getireceğimi söyledim. “Ne bu akşamı! Gazete bugün baskıya girecek, yarın yayımlanacak” deyince, ben de, “Tamam, hastaneye gideyim, akşam geçerken bırakırım” dedim. “Ne akşamı! Saat 2.00’de gazete baskıya girecek, şimdi otur yaz” dedi. Böylelikle hayatımın en hızlı yazılarından birini orada yazmış oldum.

“İletişim eğitimini alan biri olayların mizahi yönünü görebilmeli”

 İletişim Fakültesi öğrencilerini anlama açısından düşündüğümüzde, Samsun Vali’sinin TRT, sizin de gazetecilik geçmişinizin oluşu bizi çok mutlu ediyor. Peki içinde gazetecilik yapma ukdesi kalan biri olarak, İletişim Fakültesi öğrencilerinden neler bekliyorsunuz?

İletişim Fakültesi’nden mezun olan kişinin bilgisayar kullanımı, web tasarımı, haber yazımı konularında kendini yetiştirmesi gerekiyor. Ayrıca haber başlığını iyi atabilmeli. Çünkü içerik ne kadar güzel olursa olsun, başlık okuyucuyu çekmezse haber okunmaz. Ama bunu sansasyon oluşturacak şekilde değil, okuyucunun ilgisini çekecek şekilde uygulamak gerek. Bunun dışında İletişim Fakültesi eğitimini alan kişi olayların mizahi yönünü görebilmelidir. Bir haber yaparken tüm muhatapların görüşüne başvurmalıdır. Kendi adıma söyleyeyim, üniversite ile ilgili bir haber yapıldığında, eğer bu haber doğru eleştiriler içeriyorsa tekzip etmem. Bana göre en kötü haber “söyleniyor” veya “iddia ediliyor” gibi kaynaksız haberlerdir. Kimi zaman da soru sorar gibi haber yapıyorlar. “Kurumda acaba kayırma mı var?” şeklinde örneğin. Bunu okuyan okuyucu “demek ki bir şey var, yoksa yazmazlar” diye düşünüyor. Ben bu tarz uygulamaları doğru bulmuyorum. Çünkü şunu çok iyi gördüm: İşini gerçekten ciddi yapan medya takip ediliyor, işini iyi yapmayan medya mensubu ise zaman zaman tetikçi olarak iş buluyor, ama çok sık iş değiştirmek durumunda kalıyor. Bunların dışında aslında herkesin bol okuma yapması lazım, fakat bir iletişimcinin daha fazla okuması gerekiyor. Bir yabancı dil bilmesi kesinlikle şart. Örneğin bir medya kuruluşunda çeviri gerektiren bir haber olduğu zaman, o kuruluşta önemli bir eleman haline gelebilirsiniz. Bir diğer önemli unsur ise bu işi isteyerek yapmanızdır.

Tanzimat’tan 1950’lere kadar fikir gazeteciliği anlayışı varken, daha sonra kitle gazeteciliği anlayışı gündeme geliyor. 1980’lerden sonra ise medyada tekelleşme hız kazanıyor. Bu açıdan bakıldığında günümüzdeki gazetecilik anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gazetelerin insanların tümünü ilgilendiren haberler hakkında bilgi aktarması gerekiyor. Okuyucunun aslında farkında olmadan o haberi yazan ile tartışmaya girmesi lazım. Fakat örneğin Amerika, 100 yıldır basını toplumlarını manipülasyon için kullanıyor. Bir şey yapmak istediği zaman, önce basında ardı arkasına 3-5 gün arayla yayımlanan haberler ile bir kamuoyu oluşturuluyor. Türkiye’de de son dönemlerde bu durum söz konusu olmaya başladı. Gazeteler büyük holdinglerin gazeteleri haline geldi. O zaman holdingler medyayı kendi menfaatlerine uygun kullanmaya başlar. Aynı durumu yerelde de görebilirsiniz. Bir küçük gazete bir firmadan reklam ister, alamayınca o firma aleyhinde bir haber yapar. Reklam alana kadar kötülemeye devam eder. Bence bu gazetecilik değil. Fakat bereket ki Türk halkı genellikle tek bir kanalı açıp dinlemez, bütün kanalları gezer. Orada bir açık oturum izler, başka kanalda haberleri izler. Sonra kahvehanede, misafirlikte bu fikirlerini ortaya sererler ve birbirlerinden bilgi alışverişi yaparlar. O nedenle Türk halkının doğruya çok okumuş kişilerden daha yakın olduklarına inanıyorum. Çok okumuş kişiler genelde tek kanalı takip ediyor.

“Öğrencilik, geleceğin çizildiği bir dönem”

 Basın konusunda kulağıma bir kaç tane küpe edindim sohbetimizden, bunlar için teşekkür ederim. Peki sizce öğrenciler üniversite hayatlarını nasıl geçirmeli?

Benim klasik bir lafım vardır. “Öğrencilik dünyanın en keyifli ve en rahat mesleğidir.” Belki zor geçinirsiniz, her istediğinizi alamazsınız, sürekli makarna haşlamak zorunda kalırsınız. Fakat özgürsünüzdür, istediğinizi öğrenip öğrenmeme özgürlüğünüz vardır. Her türlü fikirden arkadaşlar edinirsiniz, her milletten insanla bir arada olma imkânınız vardır. Görmüş geçirmiş, oldukça önemli bilgi birikimleri olan hocalarınıza sorma şansınız vardır. Öğrencilik geleceğin çizildiği bir dönemdir. O nedenle öğrencilik döneminde duyargalarınızın açık olması gerek. Öğrenmek güzel şeydir. En verimli beyin fırtınaları öğrencilik yıllarındaki tartışmalarda oluşur. Kendi adıma söyleyeyim, mesela Radyoloji alanında bilmediğim şeyleri hiç çekinmeden asistanıma da sorabilirim. Çünkü bazı şeyleri iyi bilirseniz, bilmediklerinizi kabul ederken zorlanmazsınız.

“İyi bir eğitim ve keyifli öğrencilik için Samsun ideal”

 Farklı üniversitelerden arkadaşlarımız bizi ziyarete geldiklerinden OMÜ’nün özellikle fiziki imkânlarına hayran kalıyorlar. 40. yılını yeni kutlamış köklü bir üniversitenin bünyesinde olmak öğrenciler açısından güzel bir şey. Peki OMÜ’nün öğrenciler tarafından tercih edilme sebepleri nelerdir sizce?

Birincisi üniversitemiz ve Samsun güvenli bir şehir. İkincisi Samsun’da yaşamak çok kolay.  Barınma açısından, kampüs çevresinde ev tutma ve çeşitli yurt imkânları olarak birçok üniversitenin ilerisindeyiz. Üçüncüsü yeşil ve deniz ruh sağlığına iyi geliyor. Ben bazen İstanbul’a çocukların yanına gidiyorum.  Şehir merkezinde olan evlerinin pencerelerinden baktığımda öbür binayı görüyorum. Ama burada hem üniversitede çalışırken hem evimin penceresinden bakarken ya yeşili ya da maviyi görüyorum. Bunlar dışında birçok bölümümüz köklü bölümler. Ayrıca hemen hemen her birimimizin ayrı binaları var. Yeni kurulan fakültelerin ise eksiklerini kısa sürede tamamlıyoruz ya da tamamlamaya çalışıyoruz. İyi bir eğitim ve keyifli öğrencilik için Samsun ideal bir şehir.

Etiketler: / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ