Akademide Başarı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Gülten Arslantürk’ten 8 Mart Mesajı
8 Mart Dünya Kadınlar günü kapsamında konuşan OMÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülten Arslantürk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve akademideki kadın temsiliyetine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Akademik hayatına Sosyoloji Bölümü ile başladığını belirten Arslantürk, mesleki yolculuğunu rekabetten ziyade dayanışma kültürü üzerine inşa ettiğini ifade etti. Akademiyi hayat boyu öğrenme süreci olarak tanımlayan Arslantürk, şu ifadeleri kullandı:
“Belki de toplumsal cinsiyet kalıplarının etkisiyle kadınlara uygun görülen öğretmenlik gibi branşlara yönelmiş olabilirim. Ancak benim asıl odağım, dayanışma odaklı bir çalışma alanı inşa edebilmekti. Okumayı sevdiğim için bu alana girdim ve en iyi bildiğim şey olan öğrenciliği hayat boyu sürecek bir akademik kariyere dönüştürdüm.”
“Gerçek eşitlik kadın ve erkeğin birlikte örgütlenmesiyle mümkündür”
Eşitlik mücadelesinin sadece kadınlara yüklenmesini eleştiren ve erkeklerinde eşit bir şekilde bu mücadeleye katılmasını ifade eden Arslantürk, “Kadınların toplumdaki ve akademideki statüsü, yalnızca kadınların ne yapması gerektiği üzerinden tartışıldığında eksik kalır. Çünkü kadınlar sürekli kendilerine alan açmak için mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Oysa meseleye tersten bakmak, yani erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğini ne kadar arzuladıklarını sorgulamak daha faydalı olabilir. Akademide ve kamusal alanda kadınların sözlerinin kesilmesi, konuşma sürelerinin sınırlanması, onların pasifleştirilmesine yol açıyor. Bu yüzden “kadının toplumdaki yeri” sorusu tek başına kadını fail olmaktan çıkarıyor, asıl failin kim olduğunu görmek gerekir. Toplumsal cinsiyet mücadelesi yalnızca kadınların örgütlenmesine indirgenirse sığ kalır. Erkeklerin de bu mücadeleye katılması, eşit oranda sorun etmesi gerekir. Çünkü erkekler de kendi cinsiyet rollerinden mustariptir. Her zaman güçlü olmak, para kazanmak, iktidar kurmak zorunda olmak gibi yükler erkekliği de zor bir pratik haline getirir. Dolayısıyla gerçek eşitlik, kadınların değil erkeklerin de örgütlenmesiyle mümkündür.” dedi.
“Benim için başarı toplumsal kademelerde her bireyin eşit önemsenmesidir”
Akademideki başarı kriterlerinin niceliksel ve sermaye odaklı olduğunu belirten Aslantürk, “Akademi demek aslında bilim demektir. Bilimle ilişkili bir icraat üretebilmek, arayış, merak ve mücadele demektir. Ancak bilim dediğimiz şey nesnel, tarafsız, evrensel ve pozitif ilkeler etrafında toplansa da elde edilen sonuç, yine erkekliğin söylem alanı içerisinde yazmak ve konuşmak anlamına gelir. Dolayısıyla kullandığımız diller ister istemez erkekliğe hizmet eder. Mesela teknolojinin ilerleyici bir bakış açısıyla anlatılması, rekabete dayalı bir yaklaşım ya da kapitalizmin “büyük balık küçük balığı yutar” ilkesi hep erkek söylemleri içerisinde, savaşı yücelten değerlerle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bilim adına sağlanan en büyük gelişmelerin savaşlarda ortaya çıktığını biliyoruz ve görüyoruz. Başarı kelimesi de yine erkeklere yöneltilen bir şeydir. Otobiyografik hikâyelere baktığımızda başarı, sermaye bilincine ne kadar hizmet ettiği ile ölçülmeye başlanır. Yani ne kadar para kazanırsanız o kadar başarılı görülürsünüz veya akademik basamakları ne kadar hızlı çıkarsanız. Dolayısıyla niteliklerinizle değil, niceliklerinizle başarı belirlenir. Oysa kadınların yapı taşlarıyla gelen, örneğin ev hanımı olmayı tercih eden kadınlar vardır, onlar başarısız mıdır? Hayır. Tam da bahsetmek istediğim ayrım buradan kaynaklanıyor. Bu yüzden başarı kelimesi daha çok erkekliklerle ve kamusallıkla bağlantılıdır. Benim için en büyük başarı, toplumsal kademelerde yer alan her bireyin eşit oranda önemsendiğini görebilmektir.” şeklinde konuştu.
Kız öğrencilerin kendi yaşam çizgilerini kendileri yaratabileceğine inanan Arslantürk, Kadınların en önemli noktasının dayanışma olduğunu ve kendi yaşam mücadelelerini bir temsil üzerinden ilerletmemeleri tavsiyesinde bulunarak konuşmasını sonlandırdı.
Haber: Meltem Işık Duran
Fotoğraf: Meltem Işık Duran

