Tarihçilerin kutbu: Halil İnalcık

Tarihçilerin kutbu: Halil İnalcık
  • 28.02.2018
  • 262 kez okundu
Tarihçilerin kutbu Halil İnalcık, ömrünü tarihe adayan asırlık bir çınardı. Tutkuyla okuyan ve ömrünün son günlerine kadar çalışan İnalcık, adını tarihe altın harflerle yazdırdı. İlber Ortaylı “O talebelerine uçmayı öğretir. ” derdi. Gerçekten de öyleydi. Uçmanın sadece kuşlara özgü olmadığını, insanın okuyarak, araştırarak bir kuş misali uçabileceğini göstermişti.
Genç İfade ekibi olarak Halil İnalcık’ı Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Ali Işık ve Bilkent Üniversitesi Merkez Kütüphane Halil İnalcık Koleksiyonu Sorumlusu Hakan Arslan’a sorduk.
Daima halkının bilinçlenmesi gerektiğini vurgulayan İnalcık “Bizim tarihimizi en iyi biz bilmeliyiz” hedefiyle hayatını tarihe adayıp, saygı duyulan bir otorite olmayı başardı. Kültürümüze ve geçmişimize sevgisi fazlaydı, neslimizin geçmişimizi en iyi şekilde bilmesini istiyordu ve daima bunun için çalışmıştı. Temmuz 2016’da ardında onlarca dile çevrilmiş, üniversitelerde okutulan kitaplar ve makaleler bırakarak aramızdan ayrıldı.
Halil İnalcık bizi dünyaya tanıttı
Ali bey, kendisine son yıllarında en yakın kişiydiniz. Bize biraz onu anlatır mısınız?
Ali Işık: Merhum, Türk toplumunun yetiştirdiği uluslararası tarihçilerdendi. Uluslararası olmak çok önemlidir. Bir yerel tarihçi sadece belli bir topluma hitap edebilir ama ulusal olursa hem yerel hem de uluslararası alanda söz sahibi olur. Başka milletlerin tarihi bilinirse bağlantılar kurularak kendi milli tarihimizi anlatabiliriz. Halil İnalcık işte böyle bir tarihçiydi. Ben kendisini kültür ataşesi olarak tanımladım. Biz büyük bir toplumuz ama kendimizi pekiyi tarif edemiyoruz. Ama merhum Halil İnalcık bizi dünyaya mükemmel tanıttı. Kendisinin 5 kitabı Çinceye çevrildi. 1.4 milyar nüfusa sahip dünyanın en kalabalık ülkesi bizi Halil İnalcık kitaplarıyla tanıyor. Bunun haricinde batı ve balkanlarda Halil Hoca’nın Klasik Çağ isimli kitabı okutuluyor. Kendisi tek kaynaklı bilgiye asla inanmazdı. Ona birisinin bir şey anlatması için birkaç farklı kaynakla desteklemesi lazımdı. Hatta bu yüzden Türk milleti ile ilgili bir şey araştıracağı zaman dünyada ne kadar geçmiş atalarımız hakkında doküman varsa bunlara erişirdi. Sadece Türkiye kaynaklı değil dünyada ki belgelere de erişirdi. Onların fikirlerini inceleyip yanlışlarını yani bizle ilgili yanlış bildiklerini izah ederdi. Bu konuda çok dertlenirdi. Bunu bana çok belirtirdi. Bu mesele ile çok ilgilenirdi. Dünyada Türk milletini yanlış tanıttılar bu yanlışlığı yıkmam lazım derdi.
Aranızdaki kişisel ilişki nasıldı? Öğrencilerle arası nasıldı?
Ali Işık: Beni buraya alan oydu. Ben 1984-2012 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çalıştım. Emekli olduktan sonra beni kendisi davet etti. Onun bakış açısını öğrenmek, dokümanları nasıl yorumladığını öğrenmek suretiyle nasıl bir tarih anlatmak istediğini çok net gördüğümü söyleyebilirim. Aramıza hiç mesafe koymadık. Bir şeyin kıymeti kaybedilince anlaşılırmış. Aramızdaki bağı o vefat edince anladım.  Beni gece gündüz arar “Ali bey şunu şöyle yapalım bunu böyle yapalım.’’ derdi. Bir akademisyen bir öğrenciye yanlış dediği zaman onun şevkini kırabilir. Halil hoca ise asla yanlış demezdi, şöyle yapalım derdi. Böylece hem hataları gösterir hem de öğrenciyi kırmazdı. Yaşamının son dönemlerinde hep yanındaydım. Ben bir şeyler söylerdim, o hep dinlerdi. Kendisine söylenenleri daima akıl süzgecinden geçirirdi. Bazı zamanlar uzun uzun düşüncelere dalardı. Kişisel ilişkilerimizde talebe-hoca olarak değil arkadaş olarak birbirimizi kucaklamıştık. Hastanede yanında refakat ettiğimde,  bir evlat senin yaptığını yapmaz demişti bana.
Kendisi gün içerisinde neler yapardı? Sosyal hayatı nasıldı?
Ali Işık:  Sosyal hayatını yazmaya ve eğitime adamıştı.  Türk toplumun bilinçli olmasını istiyordu. Bilincin bir kuvvet olduğunu düşünerek bilinçli olun diyordu. Bir şey yazarken bunu yanlış değerlendirirler diye bir cümleyi 5-10 defa değiştirdiği olurdu. Tek açıdan bakmazdı. Toplumun bunu nasıl algılayacağını düşünürdü anlaşılamayacak bir nokta görünce hemen değiştirirdi.
Gözleri neredeyse görmez olmuştu
Ali Işık:  Ayrıca kendisi ile ilgili bir anı anlatmak istiyorum. Avrasya Türk Akademisi kendisine altın madalya vermişti. Ödülü almak üzere beni görevlendirmişti. Konuşma yapmamı istedi bende bir konuşma metni hazırlamıştım. Ödül töreninden bir gün önce hastaneye gitmiştik. Gözünün bir kısmı görmüyordu, diğer gözü ise sadece %15-16 civarında görüyordu ve o gün bile hala Türk milletinin okumasını ve yazmasını istiyordu. Her şeyi kazandığı halde boş ver demiyordu. Yaşamının son vaktine kadar yazdı çünkü söz uçar gider yazı baki kalır. Yazayım toplum bunu öğrensin düşüncesindeydi. Gençliğin bilinçli olmasını isterdi.
Size ne hedef bıraktı? Gençliğe neyi işaret etti?
Ali Işık: Cevabı sorunuzun içinde mevcut. Hedefiniz olacak derdi. Onu kararlaştırmanız ve o hedefe gitmeniz lazım. Sen ne olacaksın? Ne olmak istiyorsun? O olmak istediğin şey için çabalayacaksın derdi. Kendisi ben tarihçi olmak istedim ve bunun için çabaladım derdi.
Hakan bey siz kendisiyle nasıl tanıştınız?
Hakan Arslan: Kendisiyle tanışmam 2001 yılında oldu. Benim ana dilim Arapça. Aynı zamanda anadilim kadar Osmanlıca bilgisine sahibim. O tarihlerde Halil İnalcık hoca Bilkent’te bir koleksiyondan ötürü Arapça ve Osmanlıca bilen birisine ihtiyaç duyuyor. Kendisinin bizzat hazır bulunduğu bir sınavdan geçmiştim ve seçilmiştim. Koleksiyonda sorumlu olmakla beraber bir nevi asistanıydım. İstediği araştırma, kitap, makale gibi dokümanları hazırlayıp evine götürürdüm.
Sizinle aranızdaki mesafe nasıldı?
Bana hep akraba gözüyle baktı. Ben çifte vatandaşım. Suriye ve Türkiye. Suriye’de bulunan bayır bucak Türkmenlerindenim. Hocamızın Türkmenlere ilgisi vardı. O yüzden bana hep akraba derdi. Vefat ettikten sonra çalışma odamda,  panoda bulunan resmine her sabah günaydın derim çıkarken de iyi akşamlar hocam der, onu Allah’a emanet eder öyle giderim. Dünyaya mal olmuş bir insana hizmet etmek herkese nasip olmaz bu bana nasip oldu bundan dolayı çok mutluyum.
Sizin gözlemlediğiniz kadarıyla günlük hayatta nasıldı?
Bazen buraya, koleksiyon odasına gelir günde 2-3 saat çalışırdı. O arada öğrencileri de gelirdi diyaloglarına şahit olurdum. Gençleri çok sever inanılmaz değer verirdi. Onlara eğitiminizi sürdürün derdi. Yüksek lisans ve doktora seviyelerine kadar gidin, bunları Türkiye’de yapın eğer yurt dışında yaparsanız biter bitmez geri dönün derdi. Araştırmalarına da tavsiyede bulunur ve araştırmalarınızı mutlaka belgelere dayandırın derdi bu onun en önemli metoduydu.
Geleneklerimize bağlı kaldıkça ilelebet payidar olacağız
Hakan Arslan: Benden istediği kaynakları yanına her götürdüğümde yanına diz çökerdim. Bu hareketim dikkatini çekti ve bana neden diz çöküyorsun diye sordu. Bende biz Bayır Bucak Türkmenleri olarak büyüğümüzün oturduğu yere oturmayız bir alt seviyesinde dururuz sevgi ve saygımızdan dolayı dedim. Kendisi ise bana cevap olarak biz Türkler gelenek ve göreneklerimize bağlı kaldıkça ilelebet payidar kalırız dedi. Ben onu bir ata olarak gördüm mekânı cennet olur inşallah.
Kendisi ile ilgili üniversitenizde bir hatıra bölümü var mı?
Hakan Arslan: Tabi ki var. Halil İnalcık Koleksiyon Bölümü’nde kendisinin bizzat yararlandığı ve yazdığı kitaplar çok özel şartlar altında korunuyor. Bu kitapların buraya getirilmesi Halil Hocamızın üniversite bünyesine katılmasına kadar dayanıyor. 1992-1993 yıllarında koleksiyonun çoğu kitabı Amerika Birleşik Devletleri’nde idi. 1992 yazında Türkiye’ye tatile geldiğinde Bilkent Üniversitesi Yönetim Kurulu adına merhum İhsan Doğramacı ve Ali Bey tarafından master ve doktora düzeyinde bir tarih bölümü teklifi sunulmuş, kendisi de kabul etmiş. Hocamız “Benim ABD’de bir kitap koleksiyonum var. Koleksiyonumun Türkiye’ye getirilmesini ve Bilkent Üniversitesi’ne bağışlamayı istiyorum.” demiş. Bu kitapların Bilkent Üniversitesi’nde merkez kütüphane de ayrı bir birim olarak oluşturulmasını talep etmiş ve bu talep kabul görmüş. Koleksiyonu ilk bağışladığında 5 bin kitaptı. Hocamız Temmuz 2016 tarihinde vefat ettiğinde ise evindeki tüm kitapları da toplayıp koleksiyona dâhil ettik. Sayı bugün itibariyle 13 bin 600 civarında. 2 bin tane makale var ve bu makalelerin çoğu da bizzat yazan kişiler tarafından imzalanıp hocamıza hediye edilmiştir. Yaklaşık 6-7 bin civarında da dergimiz mevcut. Hocamızın Osmanlı tarihçisi olması sebebiyle buradaki kaynakların çoğu Osmanlıca. Üç doğu dili diye tabir edebileceğimiz Farsça, Arapça ve Osmanlıca haricinde Batı Edebiyatı ve Avrupa Tarihi ile ilgili eserlerimizde mevcut.
Peki, koleksiyon nasıl korunuyor?
Hakan Arslan: Koleksiyon çok özel fiziki şartlar altında, yaz ve kış 15 ile 18 derece arasında yüzde 50 ile yüzde 60 nem oranında kapalı karanlık bir ortamda hiçbir şekilde hava ile temas etmeyen, özel bir yangın sistemi ile ve yine koleksiyon etrafında bulunan tüplerin içinde bulunan özel bir gazla korunuyor. Bu gaz kitaplara ve elektronik cihazlara asla zarar vermiyor. Amacı eğer yangın çıkarsa yangını söndürmek. Bunun yanında her 25 günde bir periyodik olarak ilaçlama yapılıyor. Koleksiyondan yararlanmak isteyenler için koleksiyonumuz özel isteme şekliyle hizmet veriyor. Hiçbir şekilde fotokopi ya da ödünç alma söz konusu değil. Teknolojik şartlar göz önünde bulundurularak dijital fotoğraf makinesi ya da akıllı cep telefonları ile öğrencilerimiz ihtiyaçları dâhilinde olan ve kuralları ihlal etmeyecek şekilde çekim yapabiliyorlar. Koleksiyonumuzu üniversite öğrencilerimizin haricinde kütüphanemize üye olan akademisyen ve master doktora öğrencileri de kurallara uygun bir şekilde kullanabiliyor. Onunla çalışmaktan gurur duyuyordum. Böyle dünyaya mal olmuş bir insana hizmet etmek herkese nasip olmaz. Bu da bana nasip oldu.

Halil İnalcık Kimdir?
1916’da İstanbul ‘da dünyaya geldi. Babası Kırım göçmenlerinden Seyit Osman Nuri Bey, annesi Ayşe Bahriye Hanım’dır. Ailesi, 1924 yılında Ankara’ya yerleşti.
1936 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1940 yılında mezun olduktan sonra fakültede asistan olarak kaldı.
1942 yılında Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezini verdi. 1943’te “Viyana’dan ‘Büyük Ricat’a Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı”  başlıklı teziyle doçentliğe atandı. Haziran 1952’te “Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği”  teziyle profesörlük unvanı aldı.
1986 yılında Chicago Üniversitesinden de emekliye ayrıldı ve 1993 yılında Bilkent Üniversitesi’nde Tarih Bölümünü kurdu. 23 yıl boyunca Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine seminer dersi verdi.
İnalcık, çok iyi düzeyde Osmanlı Türkçesi, iyi düzeyde; İngilizce, Fransızca, Almanca, orta düzeyde de; Arapça, Farsça ve İtalyanca biliyordu. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden çok sayıda fahri doktora tevcih edilen İnalcık, 20. yüzyıl sona ererken  Cambridge’de bulunan Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanında sayılı 2000 bilim adamı arasında gösterilmiştir.
Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı “Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı” adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 2005 yılında yayımlanmıştır.
Halil İnalcık çoklu organ yetmezliği nedeniyle 25 Temmuz 2016 tarihinde saat 19.10’da Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

 

Etiketler: / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ