Ondokuz Mayıs Üniversitesi - İletişim Fakültesi - Uygulama Gazetesi -

Bilgiç:”Hakkınız olanı peşinde koşmadan elde edeceksiniz”

Bilgiç:”Hakkınız olanı peşinde koşmadan elde edeceksiniz”
  • 28.04.2017
  • 538 kez okundu

Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne (OMÜ) 12 Ağustos 2016 tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından Prof. Dr. Sait Bilgiç atandı. 15 Ağustos’ta görevi devralan Prof. Dr. Sait Bİlgiç OMÜ’de heyecan dalgası uyandırdı. Liyakat prensiplerine dayalı görevlendirme esasları, çalışanın kazandığı ve en önemlisi insanı önceleyen yönetim anlayışıyla yola çıkan Prof. Dr. Sait Bilgiç ile yeni bir dönem başladı.

“Hakkınız olanı peşinde koşmadan elde edeceksiniz” diyen Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin yeni Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç ile öğrencilik yıllarından, akademisyenliğine, yeni üniversite anlayışından, günümüz medyasına kadar pek çok konu hakkında keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

 Sait Bilgiç’i kendi gözünden tanıtmak isteseniz kendinizi nasıl ifade edersiniz?

Anadolu’nun ücra bir köşesinde, güzel bir beldesinde, Adıyaman’ın Besni ilçesinde doğup büyüdüm. Üniversite eğitimimi Elazığ’da tamamladım. Daha sonrasında 30 yılık bir süreci kaplayan hayatımı Samsun’da, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde sürdürmekteyim. İnsan sevgisiyle dolu bir yüreğe sahip, ülkesine yararlı olmak için elinden gelen gayreti sarf etmeye çalışan bir insanım.

  İnsanda olması gereken değer ve erdemler nelerdir?

İnsan, Allah’ın yarattığı ve ona insan sıfatını verirken irade sahibi kıldığı tek varlıktır. Allah yarattığı varlığı hepimizden çok iyi bilir. Onu, hem doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl hem de zaman zaman kendisini bu akıl kontrolünden dahi saptırabilecek nefis dediğimiz duygu ile birlikte yaratmıştır. İnsan, toplu yaşamak mecburiyetinde olduğu için bir arada yaşamayı mümkün kılabilecek bazı değerlere sahip olmalıdır. Bu yüzden insan olmanın farkında olmalı ve insanların da birbirlerinden farklı olabileceklerini idrak edebilmelidir.

 “İyi ki akademisyen olmuşum”

Size akademik kariyer yapmaya iten sebepler nelerdir?         

Çalışarak okuyan bir öğrencilik hayatım oldu. Bu yüzden akademisyenliği öğrencilik yıllarımda hiç düşünmedim. Akademisyenlik zor ve sıkıntılı bir süreç. Bu sürece girmemdeki temel unsur para kazanıp kendimi ve ailemi rahatlatacak imkânlara kavuşmaktı. Akademiye girince bu mesleğin bana göre olduğunu anladım. Akademisyenlik daha çok gelişime ve değişime açık bir alan. Bundan dolayı devamlı kendimizi yenilemenin gayreti içerisinde olmamız gerekiyor. Her yıl önümüze pırıl pırıl genç öğrenciler geliyor. Onlara yararlı olabilmek için siz de kendinizi yenileme gayreti içerisinde oluyorsunuz. Bu deneyimleri yaşadıkça iyi ki akademisyen olmuşum diyorum.

Konuşmalarınızda “Üniversitelerin toplum için ne kadar önemli olduğundan bahsetmeyeceğim. Çünkü herkes tarafından önemi bilinmektedir” ifadesini kullandınız. Sizin için üniversitelerin önemi nedir?

Eğitim insanoğlunun hayatında en önemli alanlardan birisidir. Üniversite ise bir toplumun gelişmesinde ileriye gitmesinde çok önemli bir role sahiptir. Üniversitelerimiz son yıllarda sayı itibari ile önemli bir noktaya geldi. Rekabet ortamları oluştu. Üniversiteler son yüzyıla kadar bilgi üretme ve insan yetiştirme görevini görüyordu. Artık üniversiteler ürettikleri bilgilerin toplumda yarara dönüşmesi ile ilgileniyor. Üretilen bilgilerin toplumun yararına kullanılarak planlı bir şekilde ekonomiye katkı sağlaması için kendilerini görevli hissediyorlar. Biz de üniversite olarak bu doğrultuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 “Siz çalıştıkça değerli olacaksınız”

Yeni dönem yönetim anlayışınız hakkında bilgiler verir misiniz?

İnsan olarak ortak değerlere sahibiz. Bu değerleri yukarıya taşımak bizim elimizde. Üniversitemize, bölgemize, şehrimize ve ülkemize faydalı olabilmek için görevlendirmelerimizde “liyakat” prensipleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Bu prensip doğrultusunda hak ettiğiniz şeyler ile karşı karşıya kalacak ve hakkınız olanı, peşinde koşmadan, kendinizi değersiz hissetmeden elde edeceksiniz. Siz çalıştıkça değerli olacak ve çalıştığınız kuruma fayda sağlayacaksınız.

Yeni yönetim anlayışımız doğrultusunda bütün konuşmalarımda, üniversite çalışanlarının severek iş yerlerine gelmeleri için imkânların kendilerine sunulduğunu ve bunun farkında olmalarını sağlamak için de gerekenleri yapacağımızı vurguluyorum. Görevde olduğumuz süre içinde bunu başardığımıza inanıyorum. Ayrıca bunun olumlu sonuçlar vereceğini, önemli adımlar attıracağını düşünüyorum.

Üniversitemizdeki yatırımlarımızda, örneğin; bir yere bir cihaz, bir alet alınacaksa, bir şey yapılacaksa onun kuruma sağlayacağı katkıyı önceliyoruz. Tercihlerimizi bu yönde belirliyor ve uygulamaya geçiriyoruz. Bunun da hakikaten netice vereceği kanaatindeyim.

 “Dikey gelişmeyi hedefliyoruz”

Bu anlayış doğrultusunda OMÜ’de gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler nelerdir?

Önceliğimiz insanın kendisini değerli hissetmesini sağlamaktır. Bunun için önemli adımlar  atıyoruz. Öncelikle 6 bin 330 çalışanımızın ben burada varım, bana ihtiyaç var, ben değerliyim ve en önemlisi ben insanım diyerek kendinden bekleneni en iyi şekilde yerine getirmesini hedefliyoruz. Bunun için de uygun ortamları oluşturuyoruz.

Biz, yeni binalar yaparak bütçemizi dağıtmak yerine mevcut bölüm ve fakültelerimizin gelişmesini hedefliyoruz. Böylece daha verimli bir çalışma ortamı kurarak hedeflediğimiz dikey gelişmeyi gerçekleştirmek istiyoruz. OMÜ 41. yaşını tamamlamış köklü bir üniversite. Uzun vadedeki projemiz ise, üniversitemizin öne çıkabilecek alanlarına odaklanarak aranan bir  mecra olmasını sağlamak.

İletişim Fakültesi öğrencileri olarak kendi alanımızdan bir soru yöneltecek olursak günümüz medyası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Toplumun seyrini belirleyen insandır. Ben toplumun içerisindeki bireylerin ne negatif ne de pozitif bir ayrıcalığa sahip olduğu düşüncesindeyim. Bundan dolayı da bireyin kendisinin farkında olmasından yanayım. Birey olarak aslında hep kendi etki alanımız dışındaki sorunlarla ilgileniyoruz. Bu yüzden kendi alanımızdaki sorunları görmezden gelerek aslında hem müsebbibi hem de çözücüsü olduğumuz olgunun farkında değiliz. Sorunun hep bir parçasıyız ama sorunu çözmekten kendimizi uzak tutuyoruz. Medya da toplumun içerisinden çıkan bireyler tarafından yönetildiği için toplumu etkileme konusunda çok etkili bir alan. Bu yüzden medyanın görevi, sadece haber yapma peşinde koşmak olmamalıdır. Onun  yerine bir doğrunun toplumla paylaşılması konusunda sağlayıcılık vazifesi görmelidir.

“İradelerini bir tek kişinin avucuna bıraktılar”

15 Temmuz’un ardından birey olarak nasıl bir bilinç içerisinde olmamız gerekir? Bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?

Akıl, Allah’ın insanoğluna bahşettiği bir lütuftur. 15 Temmuz aklını kullanmayıp iradesini bir kişinin avucunun içine bırakan insanların Türk Milleti’ne yaşattığı kara gündür. Böyle bir günün bir daha yaşanmaması için aklımızı kullanarak doğruyu ve yanlışı ayırma çabasında olmalıyız. Hiçbirimiz peygamberler gibi hatasız bir hayat yaşayamayız fakat farkına vardığımız yanlışlardan dönme fırsatını da kaçırmamalıyız.

15 Temmuz sonrasında üniversitelerde ya da devletimizin diğer kurumlarında işlerine son verilen insanlar oldu. Bu insanların o yola çıkarken ‘ben bir gün vatan haini olurum, bu ülkeye zarar verecek bir hareketin içerisine bulunurum’ gibi bir düşünce ile hareket ettiklerini sanmıyorum. Hepsi ülkeye yararlı olacağız, ülkeyi daha iyiye getireceğiz diyerek bu yola girdiler. Fakat en önemli şeyi göz ardı ettiler. Hiçbir şeyi sorgulamadan iradelerini bir tek kişinin avucuna bıraktılar. 15 Temmuz gibi bir olayın düzenleyicileri ile aynı safta oldular. İşte bu çok kritik bir noktadır. O insanlar vatan haini olmuştur ve ahirette de bundan hesaba çekileceklerdir.

 Son olarak size 10 kelime sorsak aklınıza ilk gelen ifadeler ne olurdu?

  1. İnsan: Allah’ın yarattığı en yüce varlık
  2. Toplum: Yüce varlığın yarattığı ve içinde olmamız gereken yapı.
  3. Milli İrade: Aynı bayrak altında, aynı topraklar üzerinde yaşayan, geçmişi bir, geleceği bir, ortak bir devlet çatısı altında yaşayan insanların sahip çıkması gereken bütün değerlerin içinde toplandığı vazgeçilmez değer.
  4. 15 Temmuz: Milli İradenin zirve yaptığı ama bir daha ülkemize 15 Temmuzlar yaşatılmaması için unutmamamız, hatta nasıl böyle bir olay yaşadığımızı da unutmamamız gereken gün.
  5. Eğitim ve Öğretim: Olmazsa olmazımız, kaliteli, iyi organize olmuş, iyi planlanmış, hayatın kendisi olan en gerekli unsur.
  6. Akademisyen: Gerçekçi olması ve çok çalışması gereken bilim insanı.
  7. Yönetim: Toplu halde yaşamak zorunda olan insanların ihtiyaç duyduğu gereksinimlerin belirli bir mevzuat çerçevesinde karşılandığı, irade ve çalışkanlık esaslarına dayanan yer.
  8. İstihdam: İşin görülmesi ve işi gerçekleştirmek için gerekli olan konum.
  9. Öğrenci: Eğitim kurumlarının ve üniversitelerin en asli unsuru, en kıymetlisi ve geleceğimiz.
  10. Şehir: Kültür, estetik, medeniyet ve birlikte yaşamaktır.

IMG_9627  IMG_9635

Etiketler: / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ