Ondokuz Mayıs Üniversitesi - İletişim Fakültesi - Uygulama Gazetesi -

CAN’ımız yanıyor

CAN’ımız yanıyor
  • 15.04.2015
  • 375 kez okundu

İnsanlığın utanç yüzü, kadına şiddet her gün hayatımızda acımazsızca yer buluyor. Gün geçmiyor ki, kadına yönelik şiddet haberi ile burkulmasın yüreklerimiz. Genç İfade olarak, yaşadığımız bu büyük buhranın nedenlerini sosyolojik ve hukuki açıdan sorgulamaya çalıştık.

“Saçlarım tutuştu önce,/ gözlerim yandı kavruldu./ Bir avuç kül oluverdim,/ külüm havaya savruldu.”

Hava soğuk, tipik bir kış günü…Her zaman uyandığım gibi uyanıyorum, her zaman hazırlandığım gibi hazırlanıyorum. Arkadaşımla buluşuyoruz yine, her zaman gittiğimiz yere gidiyoruz. Birlikte olduğumuzda ne yapıyorsak yine aynısını yapıyoruz. Sonrasında vedalaşıyoruz, benim eve gitmem gerek. “Bizimkiler başlar aramaya” diye düşünürken telefonumun bozuk olduğu geliyor aklıma, arkadaşımın telefonundan ablama mesaj atıyorum “Geliyorum” diye… Minibüs bekliyorum, bekliyorum… Geliyor ve biniyorum…

Takvim yaprakları 11 Şubat 2015’i gösteriyor. Mersin’in Tarsus ilçesinde evine gitmek isteyen “ben” vahşice katlediliyorum. Katledilmemek için elimden geleni yapıyorum. Çantamda olan biber gazını sıkmaya çalışıyorum. Olmuyor. Vücuduma bıçak darbeleri alıyorum. Yetmiyor. Deliye dönüyor karşımdaki. “Daha kötü ne yapabilirim” diye soruyor içinden, demir çubukla öldüresiye vuruyor, vuruyor… Yetmiyor, yakıyor bedenimi, dünyadaki cehennemi yaşatıyor bana… Canım yanıyor…Sonra? Sonrası, sadece karanlık. Siyaha bürünüyor gün. Siyaha bürünüyor vücudum…İçimiz dışımız acı, isyan…Biri durdursun artık diyoruz, yeter diyoruz hep birlikte. Benim canım ülkem ayakta yine. Ama o gün kimse dindiremiyor acısını annenin, son bir kez daha sarılmak istiyor kızına hepsi bu…Olmayacak artık. Sonsuzluğa uğurladı onu. Sol göğsünün üstüne hiç çıkmayacak bir siyah kurdele taktı. Yakılan sadece bir beden değil. Yakılan 20 yıllık bir hayal, umut, zorluklar, çekilen dertler, bir annenin feryadı, bir babanın özlemi. Özgecan’ımız gitti… Ve onun gittiği gün bu memlekette 5 kadın daha koparıldı sevdiklerinden. Farklı hayatlar ama aynı son, ne acı…Suçlu kim? Katil kim? Sorular yanıtsız kalıyor. Şiddetin ne yaşı ne ırkı var. Sadece cinsiyeti var; “kadın” olmak.

Şiddet Hastalık Değil, Tercih Edilmiş Davranıştır

Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’nda gönüllü olarak çalışan Sosyolog Açelya Uçan, şiddetin bir hastalık değil, tercih edilmiş bir davranış olduğunu vurgulayarak, “Erkek şiddetinin asıl kaynağı patriarkaldir” diyor.

Uçan, şiddetin sanıldığı üzere sadece fiziksel boyutu olmadığını, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital boyutunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Fiziksel şiddet; kadına güç kullanmak, cezalandırmak, kontrol etmek amacıyla uygulanan şiddet biçimidir. Psikolojik şiddetin ise çok daha karmaşık boyutları var, aşırı kıskançlık buna örnek olarak verilebilir. Ekonomik şiddete gelirsek, üstünlüğü kullanarak kadını aşağılamaya kalkışma, kadının çalışmasına izin vermeme ya da çalıştırıp gelirine el koyma gibi örnekler verilebilir… Hiçbir kadın ‘Ben cinsel şiddete maruz kalmadım’ diyemez. Hiçbir şey olmasa bile toplu taşıma araçlarında cinsel şiddete maruz kalıyoruz. Evlilik içinde veya evlilik dışında tecavüz, kadının istemediği şekilde cinsel pozisyona zorlama gibi çok sık karşılaştığımız durumlar var. Aldatılmak da cinsel şiddete girer. Evlilik içinde cinselliğin tek bir tarafın hazzına göre yaşanması yine cinsel şiddete girer. Sosyal medya aracılığıyla kadının sosyal medya hesaplarına müdahale etme ve aynı zamanda taciz etme ise dijital şiddetin boyutları arasında yer alıyor.”

Kadına Yönelik Şiddet ve Yasal Düzenlemeler

Ülkemiz kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik birçok uluslararası sözleşme ve anlaşmaya imza atmış durumda. Örneğin, Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) gibi. İsminden de anlaşılacağı üzere, bu sözleşme, toplum içinde varolan cinsiyete dayalı ayrımcılığı yok etmeyi amaçlıyor.

1998 yılında ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) bağlı “Kadın Konukevleri Yönetmeliği” çıkarılıyor ve kadın konukevleri açılıyor. Yönetmelik; fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik istismara uğrayan kadınların “psiko-sosyal” ve ekonomik sorunların çözümlenmesi sırasında, ihtiyaçlarını karşılamak için çalışıyor.

4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, kadına yönelik şiddetin aile içinde uygulandığını kabul eden, şiddetin önlenmesinde devletin yükümlülüğüne işaret eden Türkiye’deki ilk hukuksal metin olma özelliğini taşıyor.

6284 Sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ise şiddet gören kadının değil, şiddeti uygulayan kişinin evden uzaklaştırılmasını sağlıyor. Bu kanun 8 Mart 2012’de kabul ediliyor. Bilinildiği üzere “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” Amerika’da daha iyi koşullar için grev yapan işçilerin fabrikaya kilitlenmeleri ve sonrasında çıkan yangında hayatlarını kaybetmesi sonucunda ortaya çıkmıştı.

“Yasal Düzenlemeler Sayesinde Kadınlar Haklarını Arıyor”

Kadının  haklarını  koruyan birçok kanunun olmasına karşın, kadına yönelik şiddetin gün geçtikçe artmasının sebebini Samsun Barosu avukatlarından Birgül Bilgin şöyle açıklıyor: “Kanunları uygulamada bazı sıkıntılar var. Ama kadına şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemeler sayesinde, önceden bu konularda müracaatlarda bulunmayan kadınlar ‘artık bir yasal hakkım var’ diye hakkını aramaya çalışıyor. Önceden kadınlar, evde her türlü eziyete, işkenceye ragmen seslerini çıkaramıyordu. Çünkü bu konu hakkında bir yasal düzenleme yoktu, şimdi ise yasal düzenlemeler var ve kadınlar haklarını arıyor.”

Kadına şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemelerin uygulanabilirliğinde önemli sorunlar yaşandığına dikkat çeken Sosyolog Uçan ise yasalar hakkındaki görüşünü şu şekilde dile getiriyor: “Türkiye’de yazılı olarak birçok hakkımız var. Uluslararası çok büyük öneme sahip İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerden birisi Türkiye. 6284 Sayılı Kanun, fiziksel koruma sağlıyor, ekonomik olarak yardım sağlıyor, çocuk var ise kreş desteği, sosyolojik ve psikolojik destek sağlıyor. Bu kanun dünyadaki en iyi örneklerden biri, ama uygulanmıyor. Uygulayanların ‘kadından yana olmayan’ bakış açısı olmasa, aslında kadınları koruyan yasalara sahibiz.”

“Sadece İnsan Gibi Davranılmak İstiyoruz”

Peki kadını sadece kanunlar mı korur? Yasal düzenlemelerin yanı sıra kadının “mahalleli” veya “komşu” tarafından da korunması gerektiğine ilişkin görüşler kimi zaman karşımıza çıkabiyor. Konu hakkında Uçan, kadını hukukun koruması gerektiğini vurgulayarak, böylesi görüşlerin mahalleliler tarafından kadına şiddet uygulanabileceği riskini de beraberinde getireceğini söylüyor. Avukat Bilgin ise şunları söylüyor: “Şiddet gören insanı korumak mahallelinin görevi değil, biz korunmak istemiyoruz sadece insan gibi davranılmak istiyoruz. Eğer insan gibi davranılırsa korunmaya da ihtiyaç kalmaz.”

“Eğitim Seviyesi Şiddetin Sadece Biçimini Değiştiriyor”

Şiddetin bir eğitim standartı yok. Yani üniversite mezunu olan da ilkokul mezunu olan da şiddet uygulayabiliyor. Eğitim seviyesinin, şiddetin sadece biçimini değiştirdiğinin altını çizen Uçan, “Bir tıp profesörü karısına şiddet uygularken eğitim bilgisini kullanıyor. Mesela karısına şiddet uyguladıktan sonra onu buz dolu bir küvete yatırarak vücudundaki morlukların ortadan kalkmasını sağlayabiliyor. Kısacası akıl oyunları devreye girebiliyor. X kişisi, yemekleri tuzlu yaptığı için kadına şiddet uygularken, Y kişisi de istediği şekilde sevişmediği için şiddet uygulayabiliyor” diye örnekler veriyor.

Yeni Bir Başlangıç: Mor Çatı

Şiddet gören kadının hayali, umudu bitmiş bir hale gelebiliyor. Tam da bu noktada, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çalışmalar yapan, şiddete uğramış kadınlara psikolojik ve hukuki destek veren, barınak sağlayan Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı, şiddet gören kadınların karanlık dünyalarına bir umut ışığı yakıyor.

Uçan, “Mor Çatı’nın erkek şiddetine karşı kadın dayanışmasıyla güçlenen bir dayanışma merkezi var. Mor Çatı, şiddet görmüş kadınlara, psikolojik, sosyolojik ve hukuki destekler sağlıyor. Gönüllü terapistler bulunuyor. Hukuken önlerine çıkan engelleri aşmaları amacıyla bilgilendirmeler yapılıyor. Bir tane de sığınağımız var, 20 kişilik. Bize gelen her sığınak talebini karşılayamıyoruz, Mor Çatı’da yer yoksa devlet sığınaklarına yönlendirmelerde bulunuyoruz” diyor.

Kadına yönelik şiddet ülkemizde ve dünyada ne yazık ki kanayan bir yara.. Yaşanan bu toplumsal sorunu çözmeye yönelik hukuki düzenlenmelerin varlığı, şiddetin önlenmesi ve kadına yönelik ayrımcılıkla mücadele konusunda önemli bir aşama olarak görülüyor. Ancak yasaların uygulanabilirliğine dair yaşanan sıkıntıların henüz aşılamamış olması bu noktada önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Toplumsal bilinç düzeyinin genel anlamda gelişememiş olmasına rağmen, daha önceki yıllara kıyasla şiddete uğramış kadınların hak arama mücadelesinde daha bilinçli hareket etmeleri ise umut veriyor. Şiddete uğrayan kadınlar bu sorunu artık karanlıkta tutmuyor, gün yüzüne çıkarmaktan korkmuyor. Tabi bu noktada sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları yadsınamaz.

Bu buhranlı günlerde bizi birbirimize ırk, ideoloji, inanç ayrımı yapmadan bağlayan hissiyatlarımızı canlı tutmak kadına şiddetin son bulması için en büyük güç kaynağımız olacak. Daha fazla CAN’lar yanmasın…ÖzgeCAN Aslan anısına…

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ